Ruhun Besin Kaynakları

” 1. Bilgi

2. Sevgi

3. Evrensel Ahlâk Yasaları

4. Acı Çekmek

1. Bilgi

Ruhsal gelişim, bireysel dünyamızdan evrene doğu yaptığımız bir yolculuktur. Bu yolculuk, bir bilgi yolculuğudur aslında. Evreni anlamaya giden yol, bilgi dağarcığımızı zenginleştirmekten geçiyor. Bu yüzden bilgi birikimimizi sürekli artırmalıyız.

Bilgiyi dış dünyadan algılayarak alırız. Algılama, dış dünyadan duyu organlarıyla alınan verilerin içsel bir temsilini oluşturma işlemidir. İçsel temsilimizi dış dünyada dikkatimizi verdiğimiz şeyler belirler.

İnsanların çoğu beş duyu organı aracılığıyla dünyadan bilgi toplar. Böyle insanlar dikkatlerini sadece görebildikleri, duyabildikleri, dokunabildikleri, tadabildikleri ve koklayabildikleri somut şeylere yöneltirler. Dolayısıyla bunlar gözleriyle göremedikleri soyut eylere inanmazlar. Hatta soyut bilgileri ciddiye bile almazlar. Bunlara “somut bilgi” insanları diyebiliriz.

İnsanların bir kısmı da dünya hakkındaki bilgileri ezgileriyle toplarlar. Bunlara göre duyu organlarıyla toplanan bilgiler zaten apaçık ortadadır. Sadece bu bilgilerle dünyayı anlayıp tanımak mümkün değildir. Esas bilgi, duyularla kavrananların dışında kalan soyut bilgilerdir. Bu yüzden böyle kişiler çoğunlukla soyut bilgiye odaklanırlar. Bunlara da “soyut bilgi’ insanları diyebiliriz.

Doğru olan, hem somut hem de soyut bilgi alma yolunu dengeli bir biçimde kullanmaktır. Çünkü ruhsal büyüme, her iki kaynaktan beslenerek bilgi hazinemizi artırmamızla mümkün olur.

Şu gerçek ki ruhun gıdası, doğru bilgidir. Ömrümüzün sonuna kadar öğrenmeye devam ederek ruhumuzu bilgiyle beslemeliyiz.

Bu konuda aşağıdaki hikâye çok eğiticidir:

Büyük öğretmen Sokrates yetmiş bir yaşında ölüm cezasına çarptırılarak hapse atılmış. Bir öğrencisi elinde sazıyla hapishaneye hocasını ziyarete gelmiş. Sokrates öğrencisine sazı işaret ederek: “Şunu çalmayı bana öğretsene…” demiş. Öğrencisi üzgün bir ses tonuyla: “Hocam, idam edilmek üzeresiniz, saz çalmayı öğrenmenin size ne yararı olacak ki?” demiş. Sokrates: ‘Maksat çalmakta değil, öğrenmekte…” demiş.

Aslında insan, öğrenerek büyümek için bu dünyaya gelir.

Ruhun gıdası, doğru bilgidir Bir Kızılderili efsanesine göre Büyük Ruh’un insanlara verdiği en büyük hediye öğrenmedir. Bu hediyenin anlamlı olabilmesi için insanın öğrendiklerini başkalarıyla paylaşması ve gelecek kuşaklara da aktarması gerekmektedir. Şu kesin ki bilgi, insanın ruhsal gelişiminin anahtarıdır.

2. Sevgi

Beden için sağlıklı besinler neyse ruh için de sevgi odur. Ruhun besini, Allah’ın tüm yarattıklarını sevip korumaktır. Elbette Yaradanın yarattığı tüm varlıkları sevmeliyiz ancak bu varlıkların içinde insan sevgisi en yücedir. Çünkü Allah, insanı yaratıp ona kendi ruhundan üflemiştir. Canlılar içerisinde sadece insanlar gelişebilecek ruhlara sahip olarak yaratıldıkları için en yüce sevgi de insan sevgisidir!

Bir insanı sevdiğinizde onun üzülüp acı çekmesini istemezsiniz, onu mutlu etmek için elinizden geleni yaparsınız.

Sevginin hem duygu hem davranış yönü vardır. Ancak sevginin duygudan çok davranış yönü önemidir. Başlıca sevgi davranışları; geliştirmek, yardım etmek ve vermektir. Geliştirmenin en önemli araçlarından biri sevgidir. Sevgi diğerlerinin gelişimine katkıda bulunmaktır. Aslında sevgi, diğerlerinin gelişimini amaçlamış olsa da önemli ölçüde insanın kendini geliştirir. Diğerlerini sevdikçe yavaş yavaş benlik sınırlarımız açılıp genişler. Böylece iç dünyamızı, dış dünyayla özdeşleştirmeye başlarız. Gittikçe de içimizle dış dünya arasında enerjik bir birleşme olur. Sonuçta, başkalarının gelişimine ne kadar katkıda bulunursak kendimiz de ruhen kadar gelişip büyürüz.

Sevginin diğer bir davranış şekli yardım etmektir. Zaten somut anlamda Allah’ı sevmek de yarattıklarına yardım edip onları koruyup gözetmeyi gerektirir.

Allah’la bağlantı kurduğunuzu hissettiren yardım etme davranışınızdır. Birine bir şey öğrettiğiniz, üzgün birini teselli ettiğiniz, birini güldürdüğünüz, bir çocuğu sevindirdiğiniz, bir hastayı ziyaret ettiğiniz, bir hayvana yiyecek verdiğiniz, bir çiçeği suladığınız, bir ağaç diktiğini anlar Allah’la bağlantı kurduğunuz anlardır.

Sevginin bir başka davranış şekli vermektir. Vermenin hem maddi hem manevi yönü vardır. Sevginin maddi anlamda davranış şekli cömertliktir. İnsanoğlu nedense sahip olduğu şeylere sarılıp pek cimri davranıyor. Oysa insanlara ikramda bulunmak, hediye almak, ihtiyacı olanları yedirip içirmek sevgi davranışlarıdır. Maddi anlamda cömert biri olabilmek ayrıcalıktır. Manevi anlamda insanlara bilgi vermek, hizmet etmek, hastalara şifa vermek de sevgi davranışlarıdır. Örneğin, öğrencilerine bilgi veren bir öğretmenin, hastalarına şifa veren iyi bir hekimin hakkını kim ödeyebilir ki? Elbette ki vermenin en büyüğü, bazı kutsal değerler için canını vermektir.

İnsan ruhuyla kendisini evren bütününün bir parçası olarak hisseder. Bu yüzden olsa gerek insanda diğerlerini koruma güdüsü çok yüksektir. İnsan ruhu diğerlerini koruma isteğiyle dopdoludur. Özellikle de insan sevdiği ve kutsal değerleri için canını bile vermekten çekinmez. Çünkü tıpkı etle tırnak gibi ruhlar ırasında da sevgiye dayalı bir bağlantı vardır.

3. Evrensel Ahlâk Yasaları

“Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” Hz. Muhammed

Ruhu beslemenin yollarından biri de evrensel ahlâk yasalarına uyarak yaşamaktır.

Evrensel ahlâk yasaları; adalet, doğruluk, iyilik, yardım etmek, namuslu olmak benzeri değerlerdir. Bu yasalar, Yaratıcının koyduğu, herkesin uyması gereken ahlâk yasalarıdır. Bunlar tıpkı doğa yasaları gibi hiçbir zaman değişmezler.

Bilindiği gibi bütün eylemlerimizin doğa yasalarına göre değişmez sonuçları vardır. Örneğin, yedi katlı binadan atlarsanız, üçüncü kata geldiğinizde fikir değiştirseniz de sonuç değişmez. Çünkü artık hiç değişmeyen yerçekimi yasası yürürlüktedir. Nasıl ki insan yaşamını sürdürebilmek için doğa yasalarına uymak zorundaysa ruhsal gelişimi için de evrensel ahlak yasalarına uymak zorundadır. Şurası kesin ki ahlak yasalarına uyarak yaşadığınızda, evren de sizin ruhsal gelişiminizi destekleyecektir. Öyleyse ahlak yasalarına uyarak ruhumuzu daima evrensel enerjiyle beslemeliyiz.

İyi biliniz ki ruh yaratılışı icabı, ahlak yasalarına uyarak sürekli evrensel enerjiyle beslenip şarj olmak ister.

4. Acı Çekmek

“Büyük bir hastalık geçirmeyen, her şeyi anladığını iddia edemez.” Peyami Safa

Bazı dinî öğretiler, acı çekerek ruhu olgunlaştırmayı öğütler. Nitekim İslam tasavvufundaki çilehaneler, Hıristiyanlıktaki manastırlar acı çekerek ruhsal olgunlaşmanın mekânlarıdır.

Acılar çoğu kere ruhsal olgunlaşmanın aracı olmuştur. Bu yüzden acılara isyan etmek yerine onları kabullenmek gerekir. Acı verici olaylar can yakar ama derin dersler vererek insanın ruhen olgunlaşmasını sağlar. Bundan dolayı acı çekmeye gönüllü olmak lazım.

Hayatın getirdiği acılar, aslında manevi büyümenin fırsatlarıdır. Üstelik acı çekerek öğrendiklerimiz, normal hayatımızda öğrendiklerimizden daha kalıcıdır.

Çoğu kere dert sandığımız şeyler gerçek dostumuzdur. Çünkü ruhumuzu olgunlaştırıp güzelleştirir.

Bu yüzden Niyaz-i Mısrî diyor ki: “Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş.”

Evet, dert zannettiğimiz şeyler bizi eğitip olgunlaştırıyor. Çoğu kere ışığa ulaşabilmek için bir müddet karanlıkta kalmamız gerekiyor.

Kendimiz veya sevdiklerimiz acı çektiğinde üzülürüz. Oysa her acı, ihtiyaç duyulan bir dersi öğretmeye gelir. Gerekli dersi alırsak o türden bir olayı bir daha yaşamayız. Çünkü o olay, ruhsal gelişimimiz için görevini yapmıştır. Ancak gerekli dersi almazsak ona benzer acı olayları o dersi öğrenene kadar defalarca yaşarız. Hatta her sonraki olay daha acı verici olarak karşımıza çıkar. Aslında hayat zorluklarla doludur.

Bu gerçeği kabullenirsek hayata karşı daha hoşgörülü oluruz. Çoğu insan hayatın zorluklarından yakınıp durur. Onlara göre karşılaştıkları zorluklar, yaşanmaması gereken şeylerdir. Oysa onlar bizi eğitip geliştirir.

Hayat bir gelişim okuludur. Yaradan önümüze sık sık zorluklar çıkardığına göre bunlara ihtiyacımız var demektir. Aslında acı verici olaylar, insanı eğitmek için birer uyandırma çağrısıdır. Zorluklar insanın gerek biyolojik gerekse psikolojik olarak gelişip güçlenmesi içindir. Bir başka deyişle, acılar sayesinde bedenen güçlenir, ruhen gelişiriz.”

Kaynakça : Ruh Güzelliği, Tuncer Elmacıoğlu, Yakamoz Yayınları, Sf.49-62.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*