Düşünce, Bilinç, Özgür İrade ve Bilinçaltı Bağı

Düşünce

Düşünce, zihnimizde görüntü yaratan enerjidir. Bu enerji, çok hızlı hareket ettiği için görünmez.

Unutmayalım ki hepimiz kendi gemimizin kaptanıyız, düşüncelerimiz de bu geminin dümenidir.

Gerçek şu ki insanın ruhunu geliştirebilmesi için elindeki en önemli malzemesi düşünme gücüdür.

Ruhun imar ve inşasında bu gücün çok iyi kullanılması gerekiyor. Çünkü ruhumuz, daha çok düşündüklerimize göre şekilleniyor. Düşünceler ancak bilinç süzgecinden geçerek bilinçaltına ulaşabilir.

Bilinç

Bilinç (akıl) yoluyla düşünürüz, bu düşünceler sonuçta bilinçaltına (ruha) kaydedilir. Bilinçaltı bu düşüncelere göre geleceğimizi belirler. Eğer iyi şeyle düşünürsek daha çok iyi şeyler, kötü şeyler düşünürsek daha çok kötü şeyler yaşarız. Bilinçaltı iyi için de kötü için de aynı şekilde çalışır. Bütün seçimlerimizi bilincimizi kullanarak yaparız. Örneğin, yiyeceğimiz yemekleri, giyeceğimiz kıyafetleri, okuyacağımız kitapları, arkadaşlarımızı bilincimizle seçeriz.

Bilincimizle seçme gücümüzü ne kadar doğru kullanırsak ruhumuzu o oranda parlatırız. İnsan sadece genlerinin ve aldığı eğitimin bir ürünü değildir. İnsanın karakteri, genetik özellikler ve alınan eğitimden ziyade seçimlerle oluşur.

İnsanoğlu düşünerek seçme özgürlüğü sayesinde bir robot olmaktan kurtulmuştur. Şurası çok önemli ki seçimlerde; son seçimler, önceki seçimleri geçersiz kılar. Bu şekilde insana her zaman yanlışlarını düzeltme fırsatı verilmiştir. Allah insanlara ruhlarını geliştirme fırsatını eşit ve adil olarak vermiştir.

Bunu da her insana seçme özgürlüğüyle bahsetmiştir. Unutmayınız ki bitkiler ve hayvanlarda yalnızca biyolojik gelişim söz konusuyken insanlarda biyolojik gelişimin yanı sıra ruhsal gelişin de söz konusudur. Hatta insanlar için ruhsal gelişin biyolojik gelişimden çok daha önemlidir.

Evrensel bir yasa olan “etki-tepki” yasasında, etki ile tepki arasında bir boşluk vardır. Bu boşluk her zaman tepkimizi seçme fırsatı verir bize.

Akıllıca seçimler yapmak, tepkisel olmamayı gerektirir. Çoğu kere kendimize ve başkalarına en büyük zararı düşünmeden gösterdiğimiz ani tepkilerle veririz.

Öyleyse yaşadığımız her olayda etki ile tepki arasındaki boşluğu akıllıca doldurmalıyız. İnsan seçme özgürlüğünü akıllıca kullanırsa bilinci yükselir. Bilinç yükseldikçe de zihindeki kötü düşünceler azalıp yok olmaya başlar.

Bilincimizle düşünerek seçeriz, seçtiklerimizi irademizle davranışa dönüştürürüz. İnsan bilinçli seçimler yapabilen ve iradesini kullanarak bunları davranışlara çevirebilen bir canlıdır. Eğer bilinçli seçimlere uygun davranıyorsak irademizi kullanıyoruz demektir, tepkisel davranıyorsak irademizi kullanamıyoruz demektir.

İnsanlar çoğunlukla hayatı iki şekilde yaşarlar: Ya karşılaştıkları olaylara tepkiler göstererek ya da bilinçli seçimler yapıp onları uygulayarak.

Şurası kesin ki her birimiz yaptığımız seçimleri kendi hayat hikâyemizin kahramanı oluyoruz.

İnsan bilinçli bir varlık olduğu için düşüncelerini ve davranışlarını seçme gücüne sahiptir. Doğum ve ölüm bizim elimizde değildir ama nasıl yaşayacağımızı seçmek bizim elimizdedir. İnsan seçme özgürlüğünü kullanarak hayatını yaşar. Hayat demek, seçimler demektir. Hayatı güzelleştirmek için en iyi düşünceler, en iyi davranışlar seçilmelidir.

Bilincin, bilinçaltının önünde bekleyen bir bekçi olduğunu unutmayalım. Bir başka deyişle, bilinç ikna edilmeden bilinçaltına ulaşmak mümkün değildir. Bilinciniz onay vermedikçe hiçbir düşünce bilinçaltına gidemez.

Bilinç bir düşünceyi tam olarak benimseyip kabul ettiğinde hemen bilinçaltına gönderir. Ve o düşüne bilinçaltında ileride yaşayacağınız bir tecrübe olarak yoğrulup hazırlanır. Bir süre sonra da o düşüncenin somut hayatta gerçekleştiğini görürsünüz. Bu yüzden bilinçaltınızı iyi ve güzel düşüncelerle doldurmalısınız.

Evrensel etki-tepki yasası bilinç ile bilinçaltı arasında da işler. Etki, bizim düşüncelerimiz; tepkiyse bilinç altımızdan gelen karşılıktır. Bir düşünce bilinçaltına ulaşınca, bilinçaltı onu işlemek üzere hemen harekete geçer. Bazen bu düşüncelerin sonuçları çabuk ortaya çıkarken bazen bu aylar, hatta yıllar sürebilir.

Düşüncelerinizle yaşadıklarınız arasındaki bağlantıyı görmeye başlayınca daha bilinçli biri olursunuz. Aslında akıl hastalıklarının temel sebebi de bilinçte beslenip büyütülen yanlış düşüncelerdir.

Bilinçaltı

Bilinçaltı, bedenin tüm hayati fonksiyonlarını yönetir. O vücut fonksiyonlarını otomatik olarak düzenler.. Örneğin; yürüme, koşma, nefes alıp verme, konuşma, yüzme, araba kullanma gibi davranışlarımı bilinçaltımızın kontrolü altındadır. Bilinçaltı daima uyanıktır. Onun en yüksek performansla çalıştığı saatler de bilincin uykuda olduğu saatlerdir. Yani bilincin kullanılmadığı saatler, bilinçaltı iş başındadır.

Uykuda bilinciniz devre dışı kaldığında bilinçaltınız bedeninizin hayati fonksiyonlarını yürütmeye devam eder. Örneğin, siz uyurken kalbiniz belli bir ritimle çalışır, akciğerleriniz soluk alıp vermeyi sürdürür…

Bilinçaltı olağanüstü bilgilere sahiptir. Evrenin bilgileri âdeta insanın bilinçaltına bir ‘çip’ olarak yerleştirilmiştir. Aslında bilincimizle yeni bir şey öğrendiğimizde zaten bilinçaltımızın bildiği bir şeyi keşfetmiş oluruz. Demek ki bilincine varmak, bilinçaltımızın bildiklerini bilincimizle fark etmek anlamına gelir.

Akıl Hastalıkları

Akıl hastalıkları ya bilinçteki yanlış düşüncelerden ya da bilinç ile bilinçaltı arasındaki çatışmadan kaynaklanır.

Bilinçteki yanlış düşünceler yoğun olduğunda bilinçaltıyla aralarında çatışma çıkar. Bilinçli zihnimizdeki marazi düşünceler, bilinçaltımızın bilgeliğine direndi mi hasta oluruz. Bir başka deyişle, insanın bilinçli zihnindeki düşünceler önemli ölçüde evrensel ilkelerden saptığında akıl hastalığı ortaya çıkar.

Akıl hastalığına sürüklenen insanı, önce kene bilinçaltı uyarır. Bilinçaltı bu uyarıları depresyonlar öfke krizleri, korkulu rüyalar biçiminde yapar. Akıl hastası adayına bu uyarılar bilinçaltı tarafından daha çok depresyon olarak yansır.

Kaynakça : Ruh Güzelliği, Tuncer Elmacıoğlu, Yakamoz Yayınları, Sf.21-30.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*