Annelik Sanatı

Bir bahçıvan sabrıyla gül dikmek ve dikilen gülün başında yılmadan, yorulmadan beklemektir “Annelik sanatı”… Onu yağmurdan korumak…Doludan sakınmak…İlkbaharda budamak…Yaz sıcağında sulamak…Kışın “Solacak mı acaba ? diye endişe etmektir.

Sevgiye dünyaya getirdiği çocuğuna karşı tahammülsüzlük gösteren annenin çok defa bir insanın taşıma kapasitesinin üzerinde yükü olduğunu gözlemliyoruz. Anne, gerek içinde yaşadığı bugünlerin kendi üzerine yüklediği yükler gerekse geçmişte yaşadığı tatsız hatıralar nedeniyle; sırtına yüklenecek bir kilo yükü bile kaldıramayacak duruma gelmektedir.

Sırtında taşıdığı yükler annenin annelik yapmasına engel olur.

Annenin gereksiz yere bağırmalarının veya hırçın davranışlarının altında yatan; üzerinde taşıdığı yüklerdir.

Çocuk terbiyesindeki kilit soru: Anne kendisini tanıyormu ?

Annenin kendini tanıma rehberi:

  • Annenin yaşama sevinci varmı?
  • Anneye annelik statüsü verilmiş mi ?
  • Anne çocuğunu dilediği gibi terbiye etme özgürlüğüne sahip mi?
  • Anne ilk dört yaşına kadar annesinden sürekli ayrı kalmış mı?
  • Anne inançlı mı?
  • Anne şiddetin haklim olduğu bir ailede mi yetişti ?
  • Anne aileden yeterince destek alıyor mu?
  • Anne isteyerek mi çocuk sahibi oldu ?
  • Anne çocuğu benimsemiş mi ?
  • Anne eşini seviyormu, benimsemiş mi?
  • Anne eşi tarafından seviliyor mu? Beninsenmiş mi?
  • Annenin sanal bağımlılığı varmı ?
  • Anne, sigara, alkol, uyuşturucu kullanıyormu ?
  • Anne kişisel karakter olarak hırslı ve öfkeli mi?
  • Anne çocuk terbiyesinde bilinçli mi ?
  • Anne kendi merkezciliğinden çıkabilmiş mi?
  • Annenin empati yeteneği var mı?
  • Annenin gün planlaması var mı?
  • Annenin kariyer planı var mı?
  • Anne ekonomik olarak rahat mı ?

– Anneyi çocuğuna karşı “kör” eden şey, annenin kendi benliğidir.

– Bencil anne yoktur benmerkezci anne vardır. Benmerkezci bir anne çocuğuna çok tutkundurÇocuğunu çok sever. O yüzden fakında bile olmadan her şeyi çocuğunun adına düşünür.

– Hiçbir anne çocuklarının üzerinde “sömürge bağı” kurmamalı ve onları kendi malı gibi görmemelidir.

– Çocuk, ceza ile değil; vicdani kabulle ve ruhuyla terbiye olur.

Anne çocuğunu yönlendirmeyi bıramadığı sürece çocuğunu yeterince tanıyamaz; çünkü annenin çocukta gördüğü özellikler, çocuğun fıtratından gelen özellikler değil, bilakis annenin çocuğun ruhunda oluşturduğu değişikliklerdir. Yani aslında anne çocuğuna baktığında, çocuğunun ruhundaki kendi izlerini görmektedir. Böylesi bir annenin “çocuğumu tanıyorum” demesi gerçekçi olamaz.

İnsanın şu an üzerinde taşıdığı anlamsız davranışlarının birçoğunu daha çocukluğun o güçsüz ve çaresiz dönemlerinde yediği darbelerin acısı ile kazanmıştır.

– Annesini hiç üzmeyen çocuk var mıdır ?

– Çocuğun sahte benlikten, gerçek benliğe geçiş nasıl olacaktır ?

– Anne çocuğunun ruhen sağlıklı olmasını istiyorsa, onun içinden gelen öğrenme isteğinin önüne geçmemelidir. Bir çocuğun dört yaşına kadar en önemli işi, eşyalarla olaylar arasındaki ilişkileri kavramaya çalışmaktır.

– Bu evrede annenin en önemli görevi çocuğun ihtiyaçlarını anında gidermek ve onun öğrenme sürecinin önüne geçmemektir. İhtiyaçları giderilmemiş çocuğun ruhu korku ve endişeyle şekillenecek, henüz adım attığı dünyada annesine sığınma ihtiyacı bir anlam ifade etmemiş olacak; böylece iç dinamikleri gelişmeyecektir. Bu dönemde çocuğun en çok “güven” duygusuna ihtiyacı vardır. Başka bir deyişle, yabancılığını çektiği dünyaya geldiği ilk günlerde huzur, sekine ve teselliye ihtiyaç duyar. Bütün bu duyguları doyasıya yudumladığı kişi de annesidir. Dolayısıyla, bir çocuk dünyaya geldiği ilk günden 4 yaş dönemine kadar annesine yoğun bir şekilde ihtiyaç duyar.

– Çalışan bir anne ne kadar çocuğunun kendisine ihtiyaç duymadığına kendisini inandırsa da vicdanı rahat değildir.

– Gün boyu çocuğunu özleyen, onu erken bir dönemde bakıcıya emanet eden anne iş yerinde ne kadar verimli çalışabilir?

– Belki de hayat şartları anneyi tekrar “Hadi işe” diye çocuktan koparır. Böylesi bir tercih yapmak zorunda kalan anne ilk olarak “ihmal edilmiş çocuk sendromu” ya da başka bir deyişle, “bakıcı kadın sendromu” ile karşılaşacağını bilmelidir.

– Erken dönemde çocuğun anneden ayrılarak bakıcıya bırakılması, anneyle çocuk arasında “davranış kodları” uyumsuzluğuna neden olmaktadır.

-Çocukların dört yaşından sonra en çok hoşlandıkları şey, etrafta yaşanan olayların kurallarını öğrenmektir. Çünkü bu dönemde çocuklar, kendilerini yetişkinler ile aynı kefede görmeye çalıştıkları için neyin nasıl yapıldığını öğrenmek ve uygulamak isterler. Onlar için bunların anlamı, yetişkin olmanın bir işaretidir. Kuralların sadece çocuğun değil, evdeki herkesin yerine getirmesi sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde çocuk kurallara uyar.

– Konulmuş kurala sadece çocuğun uyması isteniyorsa, aslında bu çocuğu bir zaafından dolayı toplum dışına itme cezasıdır (ayrıntı, Sy.122). Kural bütün hane halkı tarafından uygulanıyorsa o zaman kuraldır. Çocuk da böylece kendi onurunun ezilmediğini hisseder. Bu yüzden çocuktan istene her şeyin, anne baba tarafından da yerine getirilmesi oldukça önemlidir.

– Çocuk yedi yaşından sonra artık toplum tarafından kabul edilen genel kuralları ve ahlak kurallarını öğrenmeye başlayabilir. Tabiki çocuk ahlak kurallarını öğrenerek bu yaşa gelmiştir; ancak bu dönemin en önemli özelliği kendisine sunulan kuralların akılla da kabul edilmesidir (ayrıntı, Sy.142). Çocuk bu yaş döneminden önce sadece anne babasından gördüğü davranışları taklit ederken artık “kabul” lenme dönemine girmiştir.

– Anne çocuğun hata yapmasına fırsat verecek olgunluğa sahip olmalıdır.

Aile bireyleri rollerini biliyor mu ?

Aile içinde, çocuk terbiyesinin iki başrol oyuncusu vardır. Biri anne, diğeri babadır.

Bazen günümüz hayat şartları anneyi, hem anne hem de babalık rolü yapmaya zorlamaktadır. Erken saatte evden çıkan ve akşam geç saatte eve gelen baba, kendi rolünü sadece hafta sonlarında, dinlenirken yerine getirmeye çalışmaktadır.

Günümüz yaşantısının aile reisi olmayı oldukça zorlaştırdığı bir gerçektir. Ekonomik yetersizlik veya daha rahat yaşama hevesi, babaların evlerini ihmal etmesini de beraberinde getiriyor. Bu ihmalin sebebi, ister çocuklarına çok güzel bir gelecek sağlamak ister daha rahat yaşama ulaşmak için olsun fark etmez ve sonuç değişmez…İhmal ihmaldir. Sebeplerin gerçekçi olması ihmal edilmiş bir aile gerçeğini değiştirmez.

Çocuk terbiyesinde ciddi olarak niyet etmiş bir annenin en yakın destekçisi, aynı ciddiyet içinde eşinin yanında yer alacak olan “baba” dır. Çünkü anne, kabiliyet olarak anneliğini daha iyi yapar, babanın ihmalinden boşalan babalık görevini de anna yapmaya kalkarsa o evin içi “kaos”a döner (ayrıntı, sy.157). Çünkü bir anne babalık kabiliyetleri ile donanmamıştır.

Erkek yaratılış itibari fiziksel olarak güçlüdür. Güç erkeğe; güzellik ve şefkat, kadına verilmiştir. Erkeğin görünüşü serttir. Konuştuğu zaman heybet oluşturur. Annenin sesi ince ve narindir, şefkatli bir seslenişi daha iyi yerine getirir. Anne güç gösterisinde bulunursa onun otoritesinin altına girmek kolay olmaz. Çocuk, o otoriteye karşı mücadele edebilir.

Baba ailede “otorite” temsilcisidir (otorite kelime anlamı olarak “kural koyma ve konulmuş olan kuralların uygulanmasını sağlamaktır”) ve kendisine düşen otorite olma görevini tavizsiz biçimde yerine getirmelidir. Bununla birlikte anne, babayı aile içinde otorite olarak kabul etmemişse baba ne kadar uğraşırsa uğraşsın o ailenin içindeki asli görevini yerine getiremez.

Anne, aile içindeki dengeleri sağlayıcı bir stabilizör gibidir. Doğal aile yapısında annenin çocuklarına karşı beslediği sevgi ve şefkat hissiyle aile içinde bozulması muhtemel dengeleri her an düzeltici bir rolü vardır.

Çocukların aile içindeki kuralları dinleyip dinlememesi, baba otoritesine bağlıdır. Anne, baba otoritesinin ev içindeki dengeleyicisidir. Eğer anne de baba gibi otorite görevine soyunursa ailenn duygu pınarı kapanmış olur. O taktirde sevgi ve şefkate ihtiyaç duyan çocuk, bu ihtiyacı kimden giderecek ? Çocuk anneden alması gerekli olan bu sevgiyi alamazsa, annenin esirgediği sevgiyi, dış dünyada aramaya başlayacaktır.

Sağlıklı bir aile yapısında, anne ve baba birbirlerini destekleyerek çocuk terbiyesi ile meşgul olurlar. Eşlerin birbirlerindeki eksiklikleri tamamlaması zafiyet değil, aksine sağlıklı bir sürecin işaretidir.

Baba ilgisinden ve sevgisinden mahrum büyüyen erkek çocuklar bir çizgi üzerinde yaşamakta, dirayetli olmakta ve aldıkları kararları hayata geçirmekte zorluk çekmektedir. Erkek çocuklarında baba yokluğunun ortaya çıkarttığı en temel problem, kararsızlık, kuralsızlık ve iradesizliktir. Erkek çocuk babasına bakarak “Bir erkek nasıl olur?” u öğrenmektedir.

Kız çocuğu babadan güven alır. Sığınma duygusu beslenir. Babasının güç ve kuvveti kız çocuğuna huzur verir. Babasının varlığını hayatında yeterince hissedememiş kız çocukları, hayatlarının geri kalan kısmında hep sığınacak bir liman aramakta, kendinden güçlü ve büyük kişilerin yanında bulunmaya gayret etmekte, evlenecekleri hayat arkadaşlarının kendilerinden yaşça çok büyük olmasından huzur duymaktadır. Baba yokluğu ile büyüyen kız çocuklarında görülen en yaygın davranış bozukluğu, “sığınma ihtiyacındaki” doyumsuzluk ve/veya iç dünyasındaki huzursuzluk, hırçınlıktır.”

 

Kaynak : Adem Güneş, Annelik Sanatı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*