Anne Katili Nasıl Yetişir ?

Çocuklardan esirgenen sevgi nelere sebebiyet vermektedir ?

“Çocuk ve Şiddet” konusu; çocuk merkezli değil, çocuğun çevresi merkezli incelenmesi gereken bir konudur.

Sorunları gördüğümüz zaman, “Nerde bu devlet?” demeyi çok seven bir milletiz.

“Çocuk ve Şiddet” konusu bir “Devlet” sorunu değildir.

Sorunun sebebi devlet değil, ailedir. Her şeyin temeli ailede başlar. Şiddetin tohumunun ailede yeşerdiğini unutmamalıyız. Aile, şiddet tohumunu bazen elleriyle dikiyor çocuklarının zihnine. Bazen medya vasıtasıyla şiddet tohumlarını çocuklarının zihnine ekilmesine seyirci kalıyor. Anne baba çocuğunu bazen kendi elleriyle zehirlerken, bazen de zehirlenmesine engel olmama hatası yapıyor.

Doğuştan katil insan yoktur. Öyleyse insanın yetişme sürecini gözden geçirmeye mecburuz.

Kim, nerde, hangi hataları yapıyor da, bir melek kadar tatlı ve masum olan bir bebek, katil olabiliyor büyüyünce.

Ailelerin çocuklarının eğitirken merhamet bilincini vermeleri gerekmektedir.

Doğuştan kavga çocuk olmaz. İnsan fiziki güzellikleriyle doğar ama huyla doğmaz. Paylaşma ve anlaşma duygusunun verilmediği çocuklarda “kavga” alışkanlığı çabuk yerleşir. Merhamet yoksa zulüm, sevgi yoksa nefret, güneş yoksa karanlık oluşur. Karanlık gelmez, güneş gider…

Karanlığın gücü yoktur. Karanlığın tek gücü güneşin yokluğudur.

Çocukları suçlamadan önce çocuklara gösterdiğimiz fotoğrafları düşünmek zorundayız. Medyada, ailede, sokakta, trafikte görülen şiddet önce taklit ediliyor sonra davranışa dönüşüyor.

Medyada etkili ve yetkili olan çocuklar değil ki! Ailede şiddeti başlatan ya da uygulayan da çocuklar değil! Sokakta ki şiddetin sebebi veya suçlusu da çocuklar değil! Trafikte şiddette ise hiçbir suçları yok!

Tüm bunlara rağmen şiddet uygulayan veya şiddeti okula sokan çocuklara kızıyoruz. Biz büyükler çocuklara ne gösteriyoruz ki, onların uygulamalarından şikayet etmeye hakkımız olsun.

Okullarda ve çocuklarda şiddetin azalması için hepimize görev ve sorumluluk düşüyor. Her yerde ve herkeste şiddeti gören çocuktan şiddetten uzak tutmak kolay olmayacak.

Unutmayın!

Çocukları düzeltmek için onlara gösterdiğimiz fotoğrafları düzeltmek zorundayız.

Çocuklar görerek öğrenir.

Çocukların beden sağlığı önemlidir. Ancak beden sağlığı kadar ruh sağlığı da önemlidir. Beden sağlığı bir binanın boyası, aksesuarı gibidir. Çocukların ruh sağlığı; kişiliği, karakteri, ahlakıdır. Bir binanın çimentosu, kumu, demirleri kolonlarının sağlamlığı ne ise, çocukların ruh sağlığı da odur.

Anne babanın, “Anneliği – Babalığı bilmediğinin” en büyük kanıtı, şu soru da kendini gösteriyor.

“Neyini eksik bıraktık? Ne istedin de almadık?”

Anne baba çocuğunun bu şekilde sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bununla birlikte ruhsal ihtiyaçlarda giderilmelidir.Eğitim ve terbiye bu noktada devreye girmektedir.

Eğitilen beden değil, ruh ve kalptir.

Eğitmek, davranış kazandırmaktır. “Hangi davranış?” sorusunun cevabını anne baba vermeli. “Hangi davranışı kazanmasını istiyorsalar o davranış kazandırmak için çaba sarf etmesi gerekiyor anne babanın.
…..

‘Edepsiz kişi sadece kendini değil, dünyayı ateşe verir” diyen Mevlana, kötü ahlak ve kötü davranışların huy (alışkanlık) haline gelmesinin sadece kişiye değil, topluma da zarar verdiğini anlatmaya çalışıyor.

Şiddet; yaralı ruhun sevgisiz kalbin isyanıdır.

http://www.saitcamlica.com/cezaevi-bana-cennet-gibi-geldi

** Bu yazı kaleme alındığımda (Eylül 2009), Komiser Hasan YILMAZ, Urfa D Emniyet Müdürlüğünde, Emniyet müdür yardımcısı olarak görevine devam ediyordu.

1991 yılından bu zamana kadar 12.000 den fazla risk altında bulunan veya suça karışmış çocuk ve aileleriyle yaptığı görüşmeleri ve bu görüşmelerden çıkardığı dersleri paylaşıyor kitabında.

Sayın Hasan YILMAZ, kitabında başında “Ailenizin Kurtuluş Savaşım Başlatmaya Hazır mısınız?” diye sorarak başlıyor.

Kayseri de görev yaptığı sırada, kendisine, hırsızlık makinesine dönüşmüş birinden bahsetmişler; “Anlatılanlara göre, canavar, her türü hırsızlığı yapıyor, camlan kırıyor, araba lastiklerini indiriyor. Arabaları çiziyor, çocuklara bıçak çekerek harçlıklarını alıyor, bisikletlerini çalarak satıyordu.

Mahallelinin bu kadar şikayetçi olduğu canavarı, buldurtup yanına getirttiğinde ise iyice şaşırıyor Hasan Bey. Canavar 10-11 yaşlarında bir çocuk. Çocukla iletişim kurmakta zorlansa bile. Mamanla çocuğun hayatını öğrenmiş.

Annesi ölmüş, babası başka bir kadınla evlenmiş ve üvey annesi. Kendi çocuğu olunca ona işkenceler yapmış, evden kovmuş. Anlattığına göre kadın, çocuğun körpecik bedeni üzerinde sigara izmaritleri söndürmüş, kerpetenle etlerini sıkmış ve daha birçok insanlık dışı eziyet etmiş. Bu işkencelere dayanamayan çocuk evden kaçmaya başlamış. Babası da kendisine inanmayınca, hem babasından hem de üvey annesinden şiddet görmeye başlamış. Sokakta kalmak: zorunda kaldığı zamanlarda, kömürlüklerde ve terk edilmiş binalarda yatmış. Sokaklarda edindiği kötü çevrenin etkisiyle hırsızlıklara başlamış. Çaldığı bir bisikleti, halıyı, kilimi bir simit ve peynirle değiştirmişti. Çok kereler aç kaldığı ve aileden sevgi görmediği için mutlu çocuklan takıp ederek onlara şiddet uygulamıştı.

‘Suça bulaşmış çocukların büyük bir kısmın da benzer hayat hikayeleri gördüm” diyen Hasan Bey, Çocukların değil, anne ve babaların eğitime / tedaviye ihtiyaçları olduğunu ısrarla vurguluyor.

Ayı Terbiye Metodu

Ayıların tef çalarken oynatılması, eski Türk filmlerinden hepimizin hatırladığı bir sahnedir. Ayı oynatıcısı elindeki tefi çalar:en, ayı sürekli hopluyor. Etrafına doluşan çocuklarda, ayı’nın ne kadar güzel eğlendiğini düşündüklerinden olsa gerek, ayıyı alkışlıyorlar. Ayı oynatıcısı tef çalmayı kestiğinde ayı da yere oturur. Bu ayıya, tefle oynamayı nasıl öğretiyorlar dersiniz? Hangi eğitim modelini uygulayarak ayı eğitildi?

Tefle oynayan ayılan eğitenler, onları küçük yaşta, altı metal bir plaka ile kaplı bir kafese yerleştiriyorlar. Kafesin altına da bir ateş yakıyorlar. Ateş metali kızdırınca ayının ayaklan yanıyor. Bu esnada ayı terbiyecisi (!) sürekli tef çalıyor.

Günlerce, haftalarca, aylarca tef sesiyle birlikte kafesin altındaki metal ısıtılıyor. Ayaklan yandığı için sürekli zıplamak zorunda kalıyor zavallı ayı. Acı içinde sürekli zıplatıyor ayı. Ayı terbiyecisi için ayının ayaklarını ne kadar acıdığı ne kadar yanığı hiç önemli değil. O sadece tef çalıyor.

Ayı tef sesiyle ayaklarının yanmasına o kadar alışıyor ki, artık sadece tef sesi duyduğunda bile hemen ayağa kalkıp zıplamaya başlıyor. Artık ayı eğitimini tamamlamıştır. Ömrünün soluna kadar, sokak sokak gezdirilip tef sesiyle zıplatılmaya hazır hale gelmiş oluyor ayı.

Başka bir ifadeyle, korkutarak ve baskı yaparak öğretmektir. Acı çektirerek davranış kazanmaya mecbur bırakmaktır.

Rus psikolog Ivan pavlov’un meşhur “şartlı refleks” modeli meşhurdur. Üzerine deney yaptığı köpeğine, yemek vermeden önce zil çalıyor, ardından yemek veriyor. Bunu sürekli yapmaya devam diyor. Bir müddet sonra köpek zil sesini duyar duymaz kuyruğunu sallamaya başlıyor ve ağzından salyalar akıtıyor. Bilim tarihinde bu olaya adı “şartlı refleks”dir.

Aynı mantık ve yöntem çocuk eğitiminde uygulanırsa ne olur ?

Çocuğuna dayak atarak onu eğitmeye, dayakla çocuğuna davranış kazandırmaya çalışan bir babanın kullandığı yöntem, ‘pavlov’un “şartlı refleks” yöntemi değil midir?

Sadece fiziki müdahaleden bahsetmiyorum. İnsana fiziki müdahale yapmak kadar, psikolojik müdahale yapmakta, başka türlü bir baskıdır.

“Sözümü dinlemesen seni sevmem” baskısı da “şartlı refleks” yöntemiyle eğitmeye çalışmaktır.

“Beni seviyorsan bu dediğimi yapacaksın” yaklaşımı da “şartlı refleks” yöntemiyle eğitmeye çalışmaktır.

Yeni tip insan modeli

“Yeni tip insan modelini” şu cümlelerle tamlıyor Adem Güneş;

Çocukluk yıllarında, otur deyince oturan, kalk deyince kalkan, yatan deyince ceza korkusu ile yatan, minik çocuklar; bir süre sonra ergenlik dönemi ile birlikte “isyankar” kişilikleri ile okulda öğretmene kafa tutan, evde babaya asi, sokakta komşusuna yaka silktiren insan modeline dönüştüler.

Baskıyla büyüyen çocuklar, her sorununu baskıyla çözmeye çalışırlar.

Korkuyla büyütülen çocuklar, sorunlarını korku oluşturarak çözmeye çalışırlar.

Sevgiden mahrum bırakılma korkusuyla büyütülen çocuklar. Sevgiden mahrum bırakarak her sorunlarını çözmeye çalışırlar.*

Kaynakça : Anne Katili Nasıl Yetişir, Sy.99-100, Sait Çamlıca , Akis Kitap.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*